|
Kategori: Belirtilmemiş

- 21/10/2009 - {0} -
Kategori: Belirtilmemiş
Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalının değerli öğretim görevlisi Prof. Dr. Mustafa Tayar, son günlerde dünya çapında tehlike oluşturduğu söylenen “Domuz gribi” nden korunma yolları ile ilgili bir yazı hazırlamış. Kendisine teşekkür ediyor, konu hakkındaki yazısını aşağıda yayınlıyoruz.
Domuz Gribine Karşı El Yıkama Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en kolay ve etkili yolu el yıkamadan geçmektedir. Üstelik uygun teknikle yıkanmayan ellerde bakteri ve virüsler varlıklarını korumakta ve hastalığa neden olabilmektedir. Sağlığın korunmasında el yıkamanın önemi hemen herkes tarafından çok iyi bilinmekle birlikte, yine hemen herkes tarafından ihmal edilmektedir. Üst solunum yolu enfeksiyonları, grip gibi hastalıklara neden olabilen virüslerden de korunmanın en basit yolu el temizliğidir. Çoğumuz öksürürken mendil kullanmak yerine ağzımızı elimizle kapatır ve avucumuzun içine hapşırırız. Aynı havayı soluduğumuz diğer kişilerin hastalanmaması için yaptığımız bu davranış sonrasında da aynı insanlarla tokalaşarak ayrılırız. Sonuçta elimizi bir hastalık bulaştırma aracı olarak kullanmış oluruz. Son günlerde ortaya çıkan Domuz gribi, Orthomyxoviridae ailesinden olan herhangi bir virüs tarafından oluşan ve domuzlara özgü bir griptir. Hastalık tıp alanında İngilizce swine influenza virus kelimelerinin baş harflerinin bir araya getirilmesiyle kısaca SIV olarak adlandırılır. Bilinen tüm SIV tipleri ya Influenzavirus A (çoğunlukla) ya da Influenzavirus C (ender) tipindedir. Aşısı henüz bulunmamaktadır.Domuz giribi virusundan sonra doğru el yıkamanın önemi daha çok gündeme gelmektedir. Virus ellerde saatlerce canlı kalabilir. Bu nedenle el yıkama ayrı bir önem kazanmaktadır. Günlük hayatımızda en sık gerçekleştirdiğimiz eylemlerden biri ellerimizi yıkamamızdır. Oysa 2-3 dakikamızı alan basit gibi görünen bu eylem hayatımızı kurtarabilmektedir. Çevremizde olduğu kadar insan vücudunda da milyonlarca mikroorganizma yaşamaktadır. Normal erişkin bir insan elinde temiz gibi göründüğü durumlarda bile elin 1cm2 alanında; altı bin adet bakteri bulunabilir. Toplumumuzun suyla temizlik alışkanlıklarını başka ülkelerle kıyaslayıp temiz bir toplum olduğumuzdan söz ederiz. Oysa temizliği ile övünen bir toplumun nasıl olup da genel tuvaletlerinin bu kadar kirli olduğunu açıklayamayız. Üstelik bu tuvaletleri kullandığınızda birçok kişinin elini yıkamadan çıktığını, elini yıkayanların da çoğunlukla sabun kullanmadığını gözlemlemişsinizdir. Eller, tuvaleti kullandıktan, öksürüp aksırdıktan, burun temizliğinden sonra doğru şekilde su ve sabunla yıkanmalıdır. Ayrıca gıda işyeri çalışanları gıda hazırlamadan önce yine doğru şekilde ellerini yıkamalıdır. Bu uygulama evlerdeki yemek hazırlığından önce de gerçekleştirilmelidir. Doğru el yıkama prosedürünün izlenmesi, özellikle hastalıkların yayılmasını önlemek için yaşamsal ve gerekli bir uygulamadır. Doğru bir el yıkama için: El yıkamadan önce tüm takıları çıkartın. Öncelikle ılık ve akar su kullanın Ellerinizi su ile ıslatın. Tercihen sıvı sabun ile ellerinizi köpürterek en az 20 sn el bileklerine kadar ovuşturarak yıkayın. Ellerinizin tüm yüzeylerini tam olarak yıkayın (el sırtları, bilekler, parmak araları ve tırnak araları)
Akan su ile ellerinizi durulayın. Kağıt havlu yada kuru ve temiz bir havlu ile ellerinizi kurulayın. Ellerinizi kurutmaya koldan başlayın, ellerinize ve parmak uçlarınıza doğru ilerleyin. Ellerinizi kurularken havluyla ovalamayın Normal katı el sabunları ve sıvı sabunlar meydana getirdikleri etkiler bakımından farklı olmamakla birlikte; katı sabunların bulunduruldukları ortamlardan ve kullanan kişilerin kullanımdan sonra sabunları temizlemeden yerine koymalarından dolayı, katı sabunların kendileri kirlilik nedeni olabilmektedir. Bu yüzden özellikle toplu yaşanan yerlerde kişisel temizlikte sıvı sabunların kullanımı tercih edilmelidir. Ancak sıvı sabun kaplarının yeniden doldurulmadan önce iyice yıkanıp kurutulması da önemlidir. Kendi sağlığımız ve toplum sağlığı açısından doğru el yıkar ve bu alışkanlığı çevremize de kazandırabilirsek bulaşıcı hastalıkların önüne geçebilmek adına büyük bir adım atmış oluruz. Prof.Dr.Mustafa TAYAR Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Anabilim Dalı http://mtayar.uludag.edu.tr/
- 18/10/2009 - {4} -
Kategori: Belirtilmemiş
EN SIK GÖRÜLEN ALERJENLER HANGİLERİDİR? Alerjenlerin neredeyse tamamı proteinlerden yapılmıştır. Proteinler hidrojen, oksijen ve nitrojenden oluşan ve tüm canlı organizmalarda bulunan organik maddelerdir. Bazen, proteinler dışında bir madde de alerjen olarak etki gösterebilir (örn. penisilin ve diğer ilaçlar) ancak bu, vücuttaki ‘hapten’ adlı küçük bir protein molekülüne bağlanabilmelerinden kaynaklanır. Proteinlerin neredeyse tümü alerjen gibi davranabilmekte ve sürekli olarak da yenileri keşfedilmektedir. İngiltere’de alerjiye en sık yol açan alerjenler aşağıda tanımlanmıştır. Ev tozu akarı Ev tozu akarı çıplak gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Ilık, nemli ortamlardan hoşlanır ve yatak-yorgan ve yastıkların, kumaş kaplı mobilyaların ve tüylü oyuncakların içinde çok sayıda bulunabilir. Son yıllarda ev tozu akarı alerjisi, çift cam uygulaması, çatı ve duvar izolasyonu ve evlerimizdeki havalandırmayı azaltarak ev tozu akarının gereksindiği ılık, nemli ortamların oluşmasını kolaylaştıran enerji tasarrufuna yönelik diğer önlemler yüzünden daha sık görülür olmuştur.  Bir ev tozu akarının elektron mikroskobundaki görüntüsü.
Akar, sürekli olarak etrafa saçtığımız ve ev tozunun büyük kısmını oluşturan deri döküntüleriyle beslenir. Alerjen gibi davranıp alerjiye yol açan akarın kendisi değil, dışkı parçacıklarıdır. Bunlar öylesine küçüktür ki uzun süre havada asılı kalabilir ve böylece alınan solukla burundan akciğerlere taşınıp burada saman nezlesi ve astım semptomlarına yol açabilir. Ciltle doğrudan temas ettiklerinde egzamaya yol açabilirler. İngiltere’de alerjisi olanların en az dörtte üçünün ev tozu akarına alerjik olduğu saptanmıştır.
Çim ve ağaç polenleri Polenler, bitkilerin (ya da ağaçların) erkek üreme hücrelerini içerir ve aynı türden diğer bitkileri döller. Bunlar küçük taneciklerdir ve böcekler ya da hava akımıyla taşınır. Havaya saçılan polenler çok hafiftir ve havada uzun süre taşınabilir. Bunlar duyarlı kişilerin göz, burun ya da akciğerlerine gittiğinde, halk arasında saman nezlesi olarak bilinen alerjik reaksiyona yol açar. Akciğerlere ulaşırlarsa astım daha da ağırlaşır. Farklı bitkiler polenlerini yıl içinde farklı zamanlarda üretir; bir polen takvimi yardımıyla hangi bitkinin hangi kişinin semptomlarından sorumlu olduğunu belirlemek mümkün olabilir. En sık suçlananlar nisan sonundan eylül başına dek çevrede bulunabilen çim polenidir.  Elektron mikroskobunda polen parçacıklarının görüntüsü. Hayvan kepeği (deri döküntüsü ve tüy) Kürklü hayvanların çoğu alerjiye neden olabilir. Alerjenler hayvanların pullanmış derisinde, tüylerinde ve bazen tükrüklerinde bulunur. Bunlar sadece hayvanlar yoluyla değil, giysi, terlik ve ayakkabılarımızla da evimizin her yanına yayılabilir. İngiltere’de her on evin yedisinde bir evcil hayvan bulunur ve evcil hayvanlardaki alerjenler çocukluk çağı astımlarının %40’ının nedeni olabilir. Evcil hayvanlara karşı alerjiye sadece hayvan sahiplerinde rastlanmaz. Alerjenler öyle güçlü ve uzun etkilidir ki kolayca etrafa yayılır ve hayvan beslemeyenler dahi günlük yaşamlarında alerjik olmalarına yetecek miktarda alerjenle temas edebilirler.  Elektron mikroskobunda bir insan kılının deri üzerindeki görüntüsü. Gıda alerjenleri Birçok gıda maddesi alerjen olarak etki gösterebilir. Beş yaşın altındaki çocuklarda inek sütü ve tavuk yumurtası en sık görülen alerjenlerdir. Beş yaşın üstünde, yerfıstığı (yerfıstığı gerçek bir kabuklu yemiş değil, bir sebzedir, yani aynı bezelye gibi kapsül içinde büyüyen bir tohumdur), ağaçta yetişen kabuklu yemişler, balık ve kabuklu deniz ürünlerine karşı alerji daha sıktır. Gıda alerjileri değişik biçimlerde ortaya çıkabilir ve dudaklarda karıncalanma ve şişme gibi hafif belirtilerden, yaşamı tehdit eden krizlere kadar geniş bir çeşitlilik gösterebilir.  Birçok gıda alerjen olarak etki eder; resimde en sık görülenler yer almaktadır. Küfler ve sporlar
Bazı küflerin ve bitkilerin sporları kimi kişilerde, özellikle sonbaharda alerjik reaksiyon başlatabilir. Rhizopus oligosporus isimli mantarın tomurcuk ve sporlarının elektron mikroskobunda görüntüsü.  İlaç alerjileri
Bazı ilaçlar, özellikle bazı antibiyotikler alerjik reaksiyonlara yol açabilir. İlaç hiçbir zaman ilk verildiğinde alerjiye yol açmaz, ancak geçmişte iyi tolere edilmiş olsa bile sonraki her ilaç alımında alerji ortaya çıkabilir. 
Böcek sokması Böcek sokması herkesi rahatsız eder, ancak kimilerinde gerçekten ağır olabilecek alerjik reaksiyonlar başlatabilir. Böcek sokmalarına en çok balarısı ve yabanarısı neden olur. Sıradan bir erişkin işçi yabanarısı – Vespula vulgaris
KİMLERDE ALERJİ GELİŞİR?
Bazı kişilerde alerji gelişirken diğerlerinde gelişmemesinin nedenini bilmesek de alerjilerin ailesel bir temeli olduğu kesindir. Bu kalıtımsal alerji eğilimine atopi adı verilir. Atopi, alerjik bir hastalık gelişmesine yönelik kalıtsal bir yatkınlığın olmasıdır. Yakın elecekte atopiden sorumlu genlerin (gen, DNA’dan oluşan genetik kodumuzun küçük bir kısmıdır) belirlenmesi olasıdır. Atopik kişiler, çevrelerinde alerjen olarak etki gösterebilen maddelere temas ettiklerinde aşırı miktarda alerji antikoru (IgE) üretebilirler. Atopi kalıtımsal olmakla birlikte, çevresel faktörler de alerjik bozuklukları n gelişmesinde rol oynar. Bir aileden tüm fertlerin, hatta tek yumurta ikizi olan kardeşlerin ikisinin birden aynı ölçüde etkilenmemesinin nedeni budur. Yaşamın erken evrelerinde, hatta muhtemelen gebelik döneminde de bazı faktörler, anne babanızdan size geçen alerji genlerinin ‘dozuyla’ el ele vererek alerji gelişip gelişmeyeceğinin belirlenmesinde rol oynar. Yaşamın erken evresinde görülen bu faktörler arasında alerjenle ilk temas etme zamanı ve bu teması n büyüklüğü yer alır; ne denli atopik olursanız olun herhangi bir alerjenle hiç temas etmediyseniz sizde alerji gelişmez. Çocukluk çağının erken evrelerinde geçirilen viral enfeksiyon sayısının da bir etkisi olabilir. Bu enfeksiyonların alerjiye karşı koruyucu bir etkisi varmış gibi görünmektedir. Gebelik sırasında ve yaşamın erken evrelerinde sigara dumanına aşırı maruz kalma, kişinin atopik olma riskini artırır. O halde, sigara içen, evde kedi besleyen, atopik annebabadan doğan, doğumu polen mevsimine denk gelen, yaşamının ilk aylarını iyi izole edilmiş çift camlı bir evde geçiren ve yaşamının erken evrelerinde çok miktarda alerjik gıda içeren bir beslenme rejimi uygulanan bebeklerde alerji gelişme riski oldukça artar. ALERJİ NEDEN GİDEREK DAHA SIK GÖRÜLÜYOR? Alerjik bir hastalık gelişmesi açısından tek önemli risk unsuru alerjik hastalığı bulunan bir anne ya da babanın çocuğu olmaktır. Ancak, yanlızca bir kuşak içinde alerjisi olan kişi sayısında belirgin bir artış olması (toplumun genetik yapısının değişmesi için birden çok kuşağın geçmesi gerektiği bilindiğine göre) başka unsurların da işe karışmış olduğunu gösterir. Bunlar arasında yer alanları şöyle sayabiliriz: Bebeklerin beslenmesi Bebeklerin inek sütü ve yumurta gibi gıda alerjenlerine erken dönemde maruz kalması, alerjik bir hastalık gelişme olasılığını artırmaktadır. Emzirme de bebeğe tam bir koruma sağlamaz çünkü annenin yediği gıdalardaki alerjenler anne sütünde bulunabilir. Sağlık Bakanlığı’nın katı gıdalara dört aydan önce başlanmamasını tavsiye etmesine rağmen bebeklerin birçoğunda bu tür gıdalara daha erken başlanmaktadır. Batı tipi beslenmede, içlerinde koruyucular ve diğer kimyasal maddeler bulunan hazır gıdalar giderek artan miktarlarda yer alırken, koruyucu antioksidan içeren taze meyve ve sebze türü gıdalar giderek daha az yer almaktadır. Antioksidanlar, bir maddenin oksitlenerek yıkıma uğramasını yavaşlatan maddelerdir. Sağlıklı DNA’da hasara yol açan moleküller olan serbest radikalleri de temizleyebilirler. En önemli antioksidanlar A, C ve E vitaminleri ile selenyumdur ve bunlar taze meyve ve sebzelerde yüksek düzeyde bulunur.

Alerjilerin ailesel olma eğilimi vardır. Buna atopi adı verilir. Alerjik bozuklukların gelişmesinde çevresel faktörlerin de rolü vardır. Aile bireylerinin hepsinin eşit derecede etkilenmemesinin nedeni budur.
Katı gıdalara başlama zamanının geciktirilmesi, öyle anlaşılıyor ki alerjilerden, özellikle de egzamadan korunma sağlamaktadır. İki yaşındaki çocuklarda egzama görülme sıklığı (yeni vaka sayısı), bebeğin dört aylık olmadan önce aldığı farklı katı gıda sayısıyla doğrudan ilişkilidir. Emziren annenin fazlasıyla alerjenik olan süt, yumurta, yerfıstığı ve balık gibi gıdalardan kaçınması fazladan koruyucu bir etki sağlar. Diğer alerjenler Hava yoluyla yayılan çok miktarda alerjene yaşamın erken evresinde maruz kalan bir bebekte alerjik hastalık gelişme riski artıyor gibi görünmektedir. Polen miktarının fazla olduğu bahar aylarında doğan bebeklerin on yaşına geldiklerinde bitki kökenli polenlere karşı alerjik olma olasılıkları, yılın diğer zamanlarında doğanlara göre daha fazladır. Benzer şekilde, evcil hayvanlara ait alerjenlere çok erken dönemde maruz kalan bebeklerin de alerji riski artar. Duyarlılaştırma her yaşta olabilirse de, yaşamın ilk yılı özellikle önemli gibi görünmektedir. Gebeliğin orta ve son dönemindeki maruz kalmaların da önemli olduğuna dair kanıtlar çoğalmaktadır. Sigara (tütün) dumanı Hem doğumdan önce (annenin kan dolaşımı yoluyla) hem de doğumdan sonra sigara dumanına maruz kalma, alerji ve alerjik hastalık, özellikle de astım gelişmesiyle yakından bağlantılıdır. Sigara içen annelerin bebeklerinde, doğumdan hemen sonra alınan kanlarda IgE düzeyleri yüksektir. Doğumdan sonra dumana maruz kalma riski artırır: sigara içilen evlerde yaşayan çocukların göğüs hastalığı nedeniyle hastaneye yatırılma riski, sigara içilmeyen evlerdeki çocuklardan iki kat fazladır. Bu çocukların akciğer işlevleri de yedi yaşına geldiklerinde anlamlı derecede düşük olmaktadır. Sigara dumanına pasif olarak maruz kalma, alerjik hastalık gelişmesinde belirlenen en güçlü risk faktörüdür. Bu nedenle, çocuk doğurma yaşındaki genç kadınlar arasında sigara tüketiminin artıyor oluşu özellikle korku vericidir. Kapalı ortam Günümüzde, Avrupalı çocuklar zamanlarının en az %90’ını kapalı yerlerde geçirdiğinden, kapalı ortamlar belki de tüm diğer coğrafi ve açık çevre faktörlerinden daha önemlidir. Modern binaların izolasyonu çoğunlukla daha iyidir ve havalandırma düzeyi daha düşüktür; bunların da alerji gelişimi için risk faktörü olduğu düşünülmektedir. Bütün bunlar, plastik malzemeler ve sentetik boyalardan kaynaklanan kirli kimyasal gazların düzeyinin, kapalı ortamda küf oluşmasına yol açan nem oranının ve ev tozu akarı alerjenlerinin miktarının artmasının bir sonucu olabilir. Öyle görülüyor ki bu yaşam koşulları, ailede astım öyküsü olması nedeniyle zaten risk altındaki atopik çocuklarda özellikle güçlü bir etki yapmaktadır.
- 2/10/2009 - {6} -
Kategori: Belirtilmemiş

- 20/9/2009 - {7} -
Kategori: Belirtilmemiş
En çok kadınlar tehlikede. Peki nasıl zehirleniyoruz, nasıl korunuruz?Kimya mühendisi Mennan Aysan Kuzanlı’nın hazırladığı “Nasıl Zehirleniyoruz, Nasıl Korunuruz” adlı kitapta, deodoranttan makyaj malzemesine, bebek bezinden bilgisayara kadar günlük yaşamda kullanılan birçok ürünün içerdiği bazı kimyasal maddelerin sağlığı tehdit edebileceği belirtildi. Dharma Yayınlarından okurla buluşan kitaba göre, dünya genelinde yılda insan yapımı 85 bin değişik cins sentetik madde üretiliyor ve her yıl 1000 adetin üstünde yeni sentetik madde buna ilave ediliyor. Kaynak taraması ve araştırmalardan da yararlanılan kitapta, kimyasal ürünlerin yiyecek ve içeceklerin yanında depolanmaması, kullanılmadan önce etiketinin mutlaka ayrıntılı biçimde okunması, hamilelerin toksik maddelerle mümkünse temas etmemesi ve ürünlerin kendi ambalajlarında saklanması uyarılarında bulunuluyor. Kitapta ayrıca, kimyasal içerikli maddeler yerine hemen her evde bulunabilecek sirke, limon suyu, soda, çamaşır sodası, sıvı sabun gibi malzemelerin kullanılması da öneriliyor. Kitaba göre, günlük hayatta kullanılan ürünler ve içerdikleri kimyasal maddeler de şöyle: -Fırın temizleme maddeleri: Kimi malzemeler, kostik ve amonyak içerdiğinden, özellikle sprey şeklinde olanların havada zerrecikler oluşturduğu için cilde, göz ve akciğerlere zarar verebiliyor. Kullanımları sırasında iyi bir havalandırma sağlanması, cilt temasını önlemek için de lastik eldiven kullanılması öneriliyor. -Mobilya ve yer cilaları: Bu ürünlerin bazılarının içeriğinde bulunan ve kanserojen bir madde olan fenol, ciltle temas ettiğinde de soyulma, kabarıklık, yanma ve sivilceler oluşmasına yol açıyor. -Eviye ve tuvalet açıcıları: “Kostik” isimli madde, astım hastalarında astım krizlerini tetikleyebiliyor. Ayrıca, kostiğin cilt ile temasında da anında cilt sorunları yaşanabiliyor. -Bulaşık yıkama sıvıları: Renklendirilmiş olanlar kurşun veya kanserojen etki yaratabilecek maddeler içerebildiğinden, bunların renksiz olanlarının seçilmesi tavsiye ediliyor. -Bulaşık makinesi deterjanı: Su ile temas ettiğinde aktive olarak toksik klor gazı çıkarabileceğinden bu gazların mutfakta yoğunlaşması halinde baş ağrısı, yorgunluk ve göz yanması meydana geliyor. BİLGİSAYAR AĞRI NEDENİ -Bilgisayarlar: Bilgisayar önünde uzun süre oturanlarda gözlerde tahriş, çift görüş, asabiyet, stres, baş, boyun ve bel ağrıları sorunları ortaya çıkabiliyor. Diğer taraftan, elektromanyetik frekans yanında yüksek voltaj nedeniyle oluşan statik elektriğin ortamda pozitif yüklü iyonların yoğunlaşmasına sebep olduğu ve bunun sonucunda da yorgunluk, asabiyet, metabolik rahatsızlıklar, baş ağrısı, yüz kızarıklığı ve çeşitli göz sorunlarına yol açabiliyor. -Ev bitkileri: Özellikle çocuklu evlerde kimi bitkilerin odaya konulmasına dikkat etmek gerekiyor. Açelya, çiğdem, ortanca, ökseotu, çan çiçeği, zakkum gibi bitkiler yenildiğinde zehirlenme yapabiliyor. Ayrıca, ontoryum ve yonca gibi bitkiler de cilt, ağız ve deride tahrişe neden olabilirken, nergis zambağı, düğün çiçeği, siklamen, karanfil, sardunya, nergis, papatya, benjamin, lale soğanı, iris gibi bitkiler de ciltle temas halinde kaşıntı, yenildiğinde kusma ve mide krampına sebebiyet verebiliyor. ŞAMPUAN RİSKİ -Şampuanlar: Sentetik deterjan nedeniyle saç derisinde doğal yağ kaybı ve göz yanması olabiliyor. Ayrıca, duş sırasında suyun fazla sıcak olması da saç derisinin emme niteliğini artırarak kimyasalların daha fazla absorbe olmasına sebep oluyor. -Deodorant ve ter önleyiciler: Deodorant ve ter önleyicilerin içindeki kimi maddeler, koltuk altı keseciklerinde iltihap ve deri tahrişine neden oluyor. -Talk pudrası: Bu malzemelerin kanserojen nitelikteki “asbest lifleri” içermemesine ve alınırken bu hususa dikkat edilmesi gerekiyor. -Allık: “BHA ve formaldeheti, DC Red33, FDC Yellow 5 ile FDC Yellow 6″ boya maddeleri içerenler kanserojen olabiliyor. -Göz farı: Kanserojen “BHA, TEA” içerenler ile tahriş edici “trienthanolamin ve quaternium 15″ içeren ürünlerden sakınılması tavsiye ediliyor. -Dudak boyası ve kalemi: Dudak boyalarında bulunabilecek hint yağı, propyl gallate, glycerol diisostearat, ricinoleic ait, diisostearyl malate, yellow 11, pigment boyar maddaler ve amyldimethylamino benzoic asitin cilt tahrişine yol açabileceği, eosin boyaları, esanslar ve lanolinin de dudaklarda kurumaya neden olabileceği uyarısında bulunuluyor. -Bebek bezleri: Ağartılmış beyaz kağıt içeren bazı tek kullanımlık bezlerin ’dioksin’ içerikli olanları, bebeğin bağışıklık sisteminde ve karaciğerinde hasara neden olabiliyor. Kaynak: Haberturk.com
- 17/9/2009 - {4} -
|